Uçurtma

UÇURTMA

Çocuklarımız neleri sevmiyorlar ki…
Uçurtmayı seviyorlar sözgelişi,
Bir havalandı mı uçurtmaları
Daha da güzelleşiyorlar.
Maviliklerde gözleri
Özgürlüğü yaşıyorlar
Uçurtmalarla birlikte.

Koparıp da iplerini hele
Bir kurtuldular mı ellerinden,
Öylesine seviniyorlar ki,
Gidiş o gidiş, bile bile…

Kızalım mı umursamayışlarına?
Kendi yaşamlarını izliyorlar boşlukta.
Onlar da birer uçurtma değil mi?

Bizim de ne süslü uçurtmalarımız vardı,
Alıp başlarını gitmediler mi?
Gözümüzden bile esirgedik
Hangi birinin ipi kaldı elimizde?

(1981)
Kulağımız Kirişte  adlı şiir kitabından 1983
Bütün Şiirleri 1927-1991(Çınar Yayınları)

Rıfat ILGAZ

Öfke

Damla damla eridim
Hüzne biriktim
Karardı aydınlık sözler
Aydınlık yüzler
Yığılıyor
Öfke kin kaygı
Ne gelecek günler bir müjde saklıyor
Ne bir ilerleme halindeyiz
Hep bir kılıç üzerinde
Hep çapraz ateşlerdeyiz

II

Kardeşlik denilen bir oyunda
Yaprak yaprak soyuldum
Pay edildim
Parçanın bütüne üstünlüğü gibi
Taş katılığında bir yalana döndüm
Dalga dalga yayıldım
Söylendim dilden dile
Bulut oldum
Yağdım
Bir toz kalmadı benden sanıldı
Yalnız bir giz sakladım kendime
Gözde ışık
Dizde fer
Patladı patlayacak bir öfkenin
Hem ilk hem son haliyim

III

Öfke patladı
Cam kırıldı
Kesildi arter
Yufka bir yüreğin sonudur bu denildi
Ne çabuk unutuldu oysa
Kesile biçile insanlaştığım
Normal birey kimliğim
Yalıtılmış hicran
Ve nevroz
Yani kuşku götürmez varlığım
O ince 
O uygar halim

IV

Bağıra çağıra
Bir çağ daha devriliyor
Çığ gibi büyüttüğü suçunu bana yükleyerek 
Silinerek anılardan
Bir enkaza dönüşen bana
Hayatla ölümün
Düşle ideailin
Bir intiharla paylaştığı bana
Yani parça parça
Öfkeye sürüklenen bana

V

Sıyrıldım bütün kozmik düşlerden
Tabiatıma döndüm
Hiç bir korkum kalmadı
Tabii afetlerden 
Yalnızca kendim için
Şiire sakladım intihar lüksünü
Asıl burjuva dayatmalar
Ve cinayet fikri çıldırtıyor beni



	A. Galip

Hüzün

HÜZÜN


YANKI

I

Silemediğim bir sırrı tarihin
Avuçlarımda bir damla civa
Anı ve yankı olarak kaldı bende

II

Anıların yankılanmayacağı
Sığınaklar aradım
Issızlıklar
Unutuluş
Göç ettiğim her mekana
Geç ulaştım
Tüten ocaklar
İzi belli çadır yerleri
Kurtulamadığım aynı döngü
Biriken ürperti
Cahhıraş çığlıklar

III

Bütün sırlarımı
Görünmez bir mürekkeple
Boynumdaki hamaylıya yazdım
Sanki yalnızca dilsizler
Bir sırrı saklarmış gibi
Dilimin ucunda biriken ürpertiyi kestim
Kül bastım yarama
Ve yeniden bir göçe dönüştüm

IV

Bana çöl sessizliğinin dilini
Sabrın alfabesini öğreten
Rüzgar tanrıçası
Boynumda koparıp hamaylımı
Kırık bir ok olarak veda etti

V

Gözlerinden dokunamıyorum sana
Göçmen kuşlar uçuyor gözlerinde
Gözlerinde ayrılıklar yankılanıyor
Ayrılık hüznü
Hüzün aşkı örtüyor

VI

Giden birinin ardından
Kırık bır ok atılmaz
Direndin
Vakit doldu ey kalbim

VII

Aah...




	A. Galip

BİR GİZE UYANIŞ

BİR GİZE UYANIŞ

Beyninde dolaşan sorulara 
Yanıt
Kalbinde çarpan aşklara
Kanıt
Değilse yaşadıkların
Hükmü tarihtir artık
Kanla yazacakların

UYANIŞ

I

Biliyorum
Üzerimde yükselen bu gökyüzü
Asırlardır bulutu ve yağmuru
Bağrında taşıyan bu gökyüzü
Sabırsız

Biliyorum
Üzerinde dolaşıtığım bu yeryüzü
Beni bağrına basacak olan bu toprak
Sessiz ve telaşsız yürüyüşümden
Rahatsız

Yer ve gök
Hava ve toprak
Nicedir bir insan kılığında yaşayan
Emsalsiz kayğısızlığıma
Misli görülmemiş bir ceza 
Biçecek

Kendimi
Gece ile gündüzün bitiştiği çizgiden
Gece ile gündüzün ayrıştığı çizgiye
Mahkum edişim
-umarım sanmıştım-
Yanılsamaydı
Şimdi apaçık bilinen günahım
Bütün mazeretlerimi unuttum
Zehrini emerek beslendiğim yalnızlıklar
Güneşten sakınarak gizlediğim gövdem adına
Bir yalın hakikat olarak
Yeniden doğuyorum sabır taşından

Aşklar ve acılar ağırlasın beni
Umutlar ve düşler
Döktüm gizimi
Tarihim kalmadı
Geri döndüm ve seçtim
Bu serüvende ben de varım
Yazgıma razıyım
Yatağını şaşıran ırmaktım belki
Gölgesini yitiren gezgin olmadım

II

-Kuyuya atılan bir taşın
Geri dönmeyecek yankısını bekleyerek
Harcanan ömür
Irmağın ve rüzğarın yabancısı
Dağların tedirginidir 
Ki ancak
Vadilerin ezberlenmiş kıvrımlarında
Ve asırlık sukunetlerde teselli bulur-

Dağların 
Irmakların sırrına eriştim
Sustum ve rüzğarın dilini öğrendim
Yanıtı gizlenmiş sorular sorandım hep
-Varolmak var kılmaksa eğer
Neden kanla sulanıyor toprak-
Neden diyordum
Neden 
Neden
Lanetlendim bu yüzden
Münkir sayıldım

Acılar ve çığlıklar çekti beni
Kanın izini sürdüm
Bir Karmat Dai'sinin
Şahmaran zehriyle efsunladığı yüreğime
Geceyi ve zulmü boğacak
Ateşten ve sudan
Bir gövde yarattım
Ve artık
Çeliği eriten direncim
Aşkı yeşerten inancımla
Tanınmak isterim

Çünkü ben
Gözbebeklerimdeki karanlığı yıkadım
Avuçlarımdaki çakıl taşlarına
Birer birer
Yeryüzünün bütün lanetlilerine
Nöker bildiklerime pay ettim
Tükenen sabrım 
Dinen öfkemle
Yaşamak ve yaşatmak hakkı için
Haykırdım 
Erdem isyanda saklıdır
Erdem isyanda saklıdır

III

Yoksul ve yoksun bırakılan da bendim
Bu yüzden lanetlenen de
Çünkü konuşmamak koşuluyla dilime
Görmemek kaydıyla gözlerime bağışlanmıştım
Çünkü sağduyumun ve sessizliğimin emrine uyup
Buyuranından başka dost
Görevimden başka iş edinmediğim için
Yaşamakla ödüllendirilmiştim

Acının hüznün ve yanlızlığın
Rengine boyanmış dört mevsimi
Kum tanelerinin telaşıyla yaşıyordum
Boynumda imal tarihim ve seri numaram
Elimde güneşten yararlanma iznim
Cebimde metal çadırlara manyetik kahırlara
Piramit desenli 
Giriş-çıkış kartlarımla
Kentin dokusuna uygun düşmeyeceğim
Semtlerden uzak durarak
Suratıma her bakanın
Normal bir antropoz olduğumdan kuşku duymayacağı
Sıradan sönük bir bakışı ısrarla taşıyarak
Bir sukunet halinde yaşıyordum

Yasakları çiğnemeden
Dengemi bozmayıp sıramı aksatmadan
Mazi hal ve istikbalde
Sukute davet makamlarla
Daralmış mekanlara resmedilecek gövdemi
Talimatlar eşliğinde
Tatbikat alanlarına taşıyordum

Zamanın
Parçalanan bünye
Dağılıp savrulan organlar
İnsanlığın
Çöküşe doğru kasri meyil devinimi
Kendine son arayan bir hikaye
Olduğuna şaşıyordum

İstilacı yanıtlardan müzdarip
Tahripkar beynimle
Yürekte sıkışan aşklar adına
Betonların örtemediği topraktan
Ve saçlarımı tarayan rüzgardan
Aldığım cesaretle
Nerede insan orada isyan çığlığıyla
Hükmedeni hükümsüz kılacak
Sorular çoğaltıyordum
-Bu beden ve bu ömür kime zimmetli
Kim için ve neden yaşamalıyım
Lutüf diye dayatılan bu zulmü-

IV

Gezgin oldum bir zaman
Çıplak ayak elde asa
Durdu duracak bir yürekle
Yollara vurdum kendimi
Dünyaya sırtımı dönüp
Araladım gecenin zifiri karanlığına açılan kapıyı
Yıldızları gözledim
Rüzgarı dinledim
Issızlığa gömülmüş ayışığıyla söyleştim
Son kez baktığım ceylanın
Gözlerinden şavkıyan lanetin
Hakettiğim günah olduğunu bilerek
Gölgemi dağlarda
Sesimi çağlayanlarda bıraktım
Her gece kendi okumla yaralanan yüreğime
Melhem olsun diye
Bulutlardan günışığı dilendim

Kuluk sıfatını haketmek için
Sırat belleyip
Yere serdim insanlığımı
Sürdüm azap diyarlarına kendimi
Kölelere karıştım
Kendimle yarıştım
Cefa çektim
Sefil oldum
Yargıç ben suçlu ben
Bir sırdaş gibi sarılıp hicrana
Gönüllü sürgün oldum
Ruhumu arındıracak nehir
Gövdemi gizleyecek bir şehir aradım

Hıçkırıklarımı çığlığa dönüştürecek
Sur diplerinde biriken ahaliyi umursamayıp
Suratıma kapanan kapıların sırrını anlamadan
Tapınaklar aradım
Putlar
İkonolar
Ayinler
Beynimde uğuldayan karanlık sözler
Sırtımda kabaran kırbaç izleriyle
Bir sığınak bulmak için harcadığım ömrümü
Mahşerin gizi sandığım
Vebalimle teselli ederdim

Zaman tükendi
Sura üflendi nefes
Yay gerildi
Hevesle donandı ok
Ricat hallerim müstesna
Tepeden tırnağa isyan menzilindeyim

V

Işığa yabancı
Renklere düşmandım
Varlığımdan tereddüt eder
Ruhumdan hicap duyardım
Bana kuçak açan bu dünyaya
Kapardım da gözlerimi
Kabirde çürüyecek bedenime
Lamekan cennetler bulabilmek için
Dara durur 
Çile çekerdim

Aah...
Benim takatsiz bahtım
Aah...
Mecalsiz kalbim
Sığındığım bütün tekkelerden
Edindiğim sabır taşları
Mürşid bildiğim şehlerden
Kuşandığım karanlık ayetler
Ne tesselli oldu
Azap dolu ömrüme
Ne sızılarımı dindirdi
Perde düştü
Gün vurdu
Kendimden bile sakladığım
Kabuk bağlamış yaralarım
Yeniden soyuldu


	A. Galip

KARAMÜRSEL’DE 417 TARİHİ SİKKE ELE GEÇİRİLDİ

KARAMÜRSEL’DE 417 TARİHİ SİKKE ELE GEÇİRİLDİ

 

Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı istihbarat ekipleri yaptıkları istihbari çalışmalar sonucunda Karamürsel’de tarihi sikke satılacağı bilgisine ulaştı. Satış yapılacak olan aracı belirleyen ekipler Ereğli Mahallesi Kumyalı Caddesi üzerinde aracı durdurdu. Araçta yapılan aramada ön koltukta çanta içerisinde çeşitli dönemlere ait 417 adet tarihi sikke ele geçirildi. Araç sürücüsü İ. Ş gözaltına alınırken tarihi eserlere el konuldu.

KADIN PLATFORMU CANSEL İÇİN SOKAKTA

Kocaeli Kadın Platformu üyeleri, Kayseri’de matematik öğretmeni tarafından tecavüze uğradıktan sonra bunalıma girip polis babasının silahıyla intihar eden 17 yaşındaki Cansel Buse için İzmit’te Belediye İş Hanı önünde basın açıklaması düzenledi. Kadınlar basın açıklamasında, “Kadın cinayetleri politiktir” dedi.

 

HİÇBİR YAPTIRIM UYGULANMADI

Kocaeli Kadın Platformu adına basın açıklamasını okuyan platform üyesi Fadime Günsel, ”Her gün 5 kadının katledildiği bu ülkede erkek devlet şiddeti bu kez Kayseri’de lise son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki kız kardeşimiz Cansel Buse’yi katletti. Bir hafta önce matematik öğretmeni Bayram Özcan tarafından tecavüze uğrayan Cansel, durumu okul yönetimine bildirmesine rağmen, daha önce de cinsel istismardan sabıkası olan öğretmen hakkında hiçbir yaptırım uygulanmıyor “ dedi.

 

OKUL YÖNETİMİ DE SUÇLU

Günsel, “Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Bilal Yılmaz Çandıroğlu yaptığı açıklamada olayın adli bir vaka olduğunu, adliyeye savcılığa intikal ettiğini, okul yönetiminin açığa alındığını ve öğretmenin tutuklandığını söylüyor. Tecavüzün üzerini örtmekle meşgul okul yönetimi en az tecavüzcü öğretmen kadar suçludur. Soruşturma açılan bölgelere verilecek olan uzaklaştırma cezasının da olayın üstünden zaman geçince göreve iade ile sonuçlanacağını biliyoruz. Cansel’in tek katili ona tecavüz eden değildir.” ifadelerini kullandı.

 

SES ÇIKARIYORUZ

Günsel, konuşmasının devamında şunları söyledi:  “Kadına yönelik şiddet için, ‘kadına yönelik şiddet yok, algıda seçicilik var’ diyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’ndan, ‘kız çocuklarınıza şehvetle dokunmanız haram değildir’ diyen Diyanet İşleri’ne bu cinayetten erkek egemen sistem ve AKP devleti sorumludur. Biz kadınlar, Cansel’i intihara sürükleyen erkek egemen sisteme karşı ses çıkarıyoruz.

 

MÜCADELE EDİYORUZ

Tacizin, tecavüzün üzerini örten, görmezden gelenler de, tecavüzcülere ve kadın katillerine tahrik indirimi sağlayan yargı sistemi de bu cinayetin sorumlularıdır. Bizler pembe taksilerinizi, pembe okullarınızı,  pembe hayatlarınızı kabul etmiyor, kendi yaşam hakkımızı eşit şartlarda öldürülmeden, tecavüze maruz kalmadan yaşamak için mücadele ediyoruz. Kaçta sokağa çıkacağımızdan, kaç çocuk doğuracağımıza yaşamımıza göz diken bu karanlığı yırtacağımızı yineliyoruz” ifadelerini kullandı.

2 Yaşındaki Çocuk Yasin-i Şerif Okuyor (Ahir Zaman)


Etiket Kelimeler: 2, Yaşındaki, Çocuk, Yasini, Şerif, Okuyor, Ahir, Zaman, 2, yaşındaki, çocuk,yasini, şerif, okuyor, d8, islam, dini, videolar, islami, videolar, kur, an, ı, kerim, ayet, hadis,muhteşem, kuran

Gayrimenkul ve Arazilerde Patlama !

mollafenari-arsa-fiyatlari

Bir zamanlar Gebze’nin Mollafenari köyü diye bilinen bölge, Artık köy sınıfından çıkıp, Mahalle adını almıştır.Tabi sadece bununla kalmadı.Mollafenari,Mahalle olmasıyla birlikte konut alanında da büyük gelişmeler oldu.Büyük inşaat şirketleri’nin Mollafenari Mahallesinde büyük şehir kurma projelerini devam ettirdiği ve bu sayede de arazi fiyatlarınında uçmasına neden oldu.Mollafenari Mahallesi doğa manzarasıyla ve turistik alanlarıyla dış çevreden gelen insanları adeta büyülüyor.Son 5 yılda Mollafenari Mahallesinde arazi alım satım işleri %60 oranında arttı.Bugünlerde en ucuz arsa fiyatlarının metre karesi 220 ile 260 tl arası değişiyor. M² si 200 tl den aşağı arsa olmak neredeyse imkansız gibi birşey oldu.Buda demektirki Mollafenari Mahallesi önümüzdeki 5 yıl içerisinde altın değerine yükselerek adeta istanbulun paha biçilmez yerlerini andıracak.